Kadın Hareketinden

Diyanetin Eşcinsellik Açıklaması ve Sonrasında Yaşananlar

Tüm dünya ve Türkiye Covid-19 salgını ile mücadele ederken, Diyanet İşleri Başkanlığı, ülke genelinde tüm camilerde okunan 24 Nisan 2020 tarihli hutbesinde LGBTİ+’ları, HIV’le yaşayanları ve evlilik dışı ilişki yaşayanları “Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.” sözleriyle hedef gösterdi. Diyanet’in LGBTİ+’ları, HIV’le yaşayanları ve evlilik dışı ilişki yaşayanları hastalıklardan sorumlu tuttuğu hutbesi tüm Türkiye’de ve dünyada tepkiyle karşılandı.

Diyanet’in nefret ve ayrımcılık içeren bu ifadelerine insan hakları örgütleri, barolar, meslek örgütleri, sendikalar ve siyasi partilerden tepki gecikmedi. İnsan Hakları Derneği ve Ankara Barosu Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hakkında suç duyurusunda bulundu. Diyanet’in hutbesine tepkiler devam ederken, Twitter’da Ali Erbaş’a destek olmak amacıyla “AliErbaşYanlızDeğildir” hashtagi dolaşıma sokuldu. Nefret kampanyasına aralarında Adalet Bakanı ve milletvekillerinin olduğu siyasilerin yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da “İlahi hükmü dile getiren #AliErbasyanlızdeğildir” diyerek destek verdi. Tartışmalara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Söyledikleri sonuna kadar doğrudur. Herkes yerini bilecek, haddini bilecek. Ankara Barosunun açıklaması başta olmak üzere Diyanet İşleri Başkanı’mızın görüşlerine karşı kullanılan üslup, konu ve şahıs boyutunu aşıp doğrudan İslam’a yönelen kasıtlı bir saldırı halini almıştır. Zira Diyanet İşleri Başkanı’mıza yapılan saldırı devlete yapılan saldırıdır.” sözleriyle dahil olmasını takip eden saatler içinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Barosu ve daha sonra Diyarbakır Barosu hakkında “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” iddiasıyla re’sen soruşturma başlattı.

Tüm bu tartışmalar sırasında, İstanbul Sözleşmesi de toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtları bir takım gruplar tarafından tekrar hedef haline getirildi. Tartışmalar sürerken eski AKP milletvekili Mehmet Metiner de İstanbul Sözleşmesi’ni kabul ettikleri için çok pişman olduğunu, neye ‘evet’ oyu verdiğini bilmeden el kaldırdığını söyledi. Bu süreçte İstanbul Sözleşmesi’nin ve CEDAW’ın feshedilmesi talebiyle başlatılan online imza kampanyaları kadınların şikayetleri ile kısa sürede kaldırılsa da, sosyal medyada ve bazı yayın kuruluşlarında aile kurumuna zarar verdiği ve eşcinselliği yaygınlaştırdığı gerekçesiyle İstanbul Sözleşmesi’ne saldırılar artarak devam etti. Saldırılar karşısında feministler ve kadın hakları örgütleri başta olmak üzere insan hakları kuruluşları, meslek örgütleri ve siyasi partilerden temsilciler ve akademisyenler ise bir kez daha Sözleşme’nin önemine dikkat çekmek için “İstanbulSözleşmesiYaşatır” hashtagi ile kampanyalar düzenlemeye ve İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya devam ediyor.

35. Sayıyı Görüntüle >

Yorumları Görüntüle

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN ÇOK OKUNANLAR

[contact-form-7 id="2341" title="Mor Bulten Abonelik"]








Copyright © 2020 Kadının İnsan Hakları. Tüm Hakları saklıdır.

Yukarı