Kadınlardan

Kendime Ait Bir Karantina

İnsanlar dünyası olarak bir virüsle mücadele etmekteydik. Amaaan zaten bir kadın olarak ömrümün hangi dakikası hangi alanda mücadelesiz geçmişti ki? “Bir de Covid-19 ile mücadele ederiz tatlım ya n’olcak” dedim ilk. İşte tam da buradan başlamak istedim yazıma. Tüm dünyada kadınların yönetimde olduğu ülkelerin başarılı Covid-19 mücadeleleri haberleri yayılırken ben de evde oturdum kendi kişisel karantina odamı düşündüm. Tutunduklarım, zorlandıklarım neler diye baktım kendime bir kez daha. Bunları da sizlerle paylaşmak istedim. Suya yazayım derken buraya yazıp gönderdim. Belki de yazmaya bir yerden başlamak lazımdı. Ben Aysun, Ankara’dan yazıyorum bu yazıyı sizlere. Canım kadın Virgina Woolf’un[1] da dediği gibi “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!

Süreçte şikayetlerin sınıfsal ayrımını da düşündüm. Şikayetler de sınıflar arası ve cinsiyetler arası ayrılıyordu. İşi olan uzaktan çalışmanın zorluklarını anlatıyordu, işsiz olan da yaşam mücadelesi veriyordu. Çocuklar için uzaktan eğitim vardı ve veliler de kendi aralarında eğitim alabilenler ve alamayanlar olarak ayrılıyorlardı. Her gün öyle çok ayrım fark ediyordum ki, bu ayrımlar üstüme üstüme geliyordu sanki. Bir yandan şiddet, ayrımcılık tüm dünyada artıyor ve hak mücadelesi dayanışmayla sürüyordu. 20 yaş altı ve 65 yaş üstü insanlar vardı ki, onların hakları hakkında kendileri dışında bir çok kişinin söz sahibi olduğu zamanlardaydık. Bu arada infaz yasası çıkmış, her şeyin üstüne bir de yasa değişiklikleriyle ilgili sürekli tetikte olmak zorunda gibi hissediyordum, ki şu dakika hala öyle.

Örgütlenme biçimlerimiz de online olmuştu tabi, diğer birçok şey gibi. Bir yandan da Whatsapp gruplarındaki komplo teorileri, gezilecek müzeler, izlenecek tiyatrolar, okunacak kitaplar, operalar, sağlıklı yaşam tarifleri, kişisel gelişim-meditasyon yazıları, ekmek tarifleri, yoga pozisyonlarının hepsi tam göğsümün ortasında bir taş varmışçasına yerleşmiş ve ben onu kaldıramıyormuşum gibi hissettiriyordu ilk günler. Ne kadar da yetersizdim, ne kadar da eksiktim, ne kadar da yapmam gereken şey vardı ve hep güçlü, mutlu olmalıydım! Ta ki bir başıma odada kendimi şarkı söylerken bulana kadar. Sonrası daha hızlı aktı. Önce gözyaşlarım, sonra da süreç daha kolay aktı yani. Yani ben mutlu olmak zorunda değildim süreçte, ekmek yapmak zorunda da değildim. İyi olmak zorunda hiç değildim. Bunu hissettiğim anda çevremdeki kadınlarla da paylaştım, yazdım, anlattım. Bolca şarkı söyledim. Sesim yeryüzüne yayıldıkça, o titreşimler beni iyileştirdi sanki.

Bir de şanslıydım bu süreçte kimilerine göre. Zira evde birlikte yaşadığım parterimin ev işleri ve yemek konusunda benden daha hevesli olması bir şans şimdilerde, belki de hep öyleydi. Ama tekrar tekrar söyleyeceğim eşitlik yoksa artık benim hayatım da aşk da yok! Zira bu da bir deneyimdi geçmiş ilişkilerimden gelen, yani hiyerarşik romantik ilişkiler. Fark ettiğimi düşündüğüm zamanlarda bile farkında olmadan zorlandığım ilişkiler. Odada şarkılar söylemek, bir şey yapmak zorunda olmadığımın farkına varmak, canım isterse uzanıp duvara boş boş bakmak ve zihnimi durdurmaya çalışmak, başka kadın dostlarımla deneyim paylaşımları yapmak, ara ara sevdiğim sanatsal aktiviteleri izlemek, nefes çalışmaları, bedenimle ilişkime dönüp bakmak, diğer kadınların yaşadığı zorluklar hakkında konuşmak, düşünmek ve ucundan dokunabilmek iyi geldi.

Önce uzaktan verdiğim eğitimler daha kolay geçmeye başladı, sonra danışmanlık verdiğim kadınlarla görüşmelerden sonra hissettiklerim beni sürecin başladığı ilk günlerdeki gibi yormamaya ve kabul etmeye götürdü. Sonra baktım iyi hissediyorum, kendi kendime hemen en son bitirdiğim KİHEP grubumdaki kadınlarla buluşsak mı dedim? Uzaktan, bilgisayardan oldu bu buluşmalar tabi. Neler yaşıyorduk ki acaba? Benziyor muyduk? Yaşadığımız odalar ayrı da olsa, farklı hayatlar da yaşasak, hepimiz farklı deneyimler yaşamış olsak da benziyor muydu zorlandıklarımız, özlediklerimiz? Öyle iyi geldi ki birbirimizin yaşadığına bakmak ve bunları konuşabilmek. Üstüne bir de KİHEP Dayanışma Sohbetleri eklendi. Bir film üzerine düşünmek bile zihnimi iyileştiriyordu. Korkularım paylaştıkça azalıyordu sanki. Ve canım Gülşah’ın Somatik Deneyimleme çalışmaları.. Bedenimde güçsüz hissettiğim yerin sanki tüm bedenimi kaplamış hissiyatımdan beni kurtaran çalışma. Bedenimin güvenli alanlarını hissettiren ve beni güçlendiren çalışma.

İyi ki dediklerimden tüm bu yazdıklarım. Her kadının karantina deneyimi bambaşka belki. Benimki müzikli, sanatlı, yogalı, bol dayanışmalı, okumalı, izlemeli, düşünmeli oldu. Hayatımda olan pozitif alanların kıymetini bir kez daha anladım, kaçtığım, sığındığım alanlar, beni iyileştiren, gücümü bulduğum alanlar. Ve bu süreçte tekrar tekrar “iyi kalma, iyi olma” hallerimi ve bu baskıyı düşündüm. Ve bazı günler “bugün iyi hissetmiyorum” diyebilmenin bir özgürlük olduğunu ve bunu söyleyebilmenin beni zayıf değil güçlü kıldığını fark ettim.

Her koşulda kendi hayatını yenilemeye çabalayan tüm hemcinslerime uzaktan sarılarak bitiriyorum yazımı. Kendimize ait bir karantina süreci yaşayabilmemiz ve özgür olabildiğimiz zamanlarda ekransız göz göze bakabildiğimiz zamanlarda buluşmak üzere.

[1] Virginia Woolf, geçen yüzyılın başında yaşamış ve hem kullandığı roman yazma teknikleri ile hem de feminist bakış açısı ile edebiyat dünyasında çığır açmış feminist edebiyatçı.

 

35. Sayıyı Görüntüle >

Yorumları Görüntüle

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EN ÇOK OKUNANLAR

Copyright © 2020 Kadının İnsan Hakları. Tüm Hakları saklıdır.
Mor Bülten, Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği'nin süreli yayınıdır. Mor Bülten'de yazar ismi ile yayınlanan yazılardaki görüşler yazara aittir ve bunların derneğimizin görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

Yukarı