Bizden Haberler

Pandemide Savunuculuk: Neler Yaptık?

Dünya Sağlık Örgütü’nün 11 Mart 2020’de Covid-19 salgınını pandemi ilan etmesi ve Türkiye’de de ilk vakaların bildirilmeye başlanmasının ardından, biz de dernek ekibi olarak evlerimize kapandık ve tüm faaliyetlerimizi dijital araçlar üzerinden sürdürmeye çalıştık. Pandemiyle birlikte tüm dünyada yükselişte olan sağ, muhafazakâr ve otoriter rejimlerin demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, demokratik kurumlara ve insan haklarına saldırılarını artırdığı bir döneme girmiş olduk. Özellikle kadın ve LGBTİ+ haklarına yönelik saldırıların peş peşe geldiği bu dönemde, Türkiye’de son yıllarda halihazırda ihlal edilmekte olan gösteri, toplanma ve yürüyüş hakkı bu sefer pandemi bahanesiyle engellenmeye çalışıldı. Buna rağmen elimizdeki tüm araçları kullanarak sesimizi duyurmaya, haklarımız için mücadeleye ve dayanışmaya devam ettik.

Pandemi ilan edildiğinden bu yana Türkiye’de kadın ve LGBTİ+ hakları bakımından kötü yönde ve kaygı verici bir dizi gelişme yaşandı. İlk olarak, 300 bin kişi sınırına dayanmış olan hapishanelerin boşaltılması için uzun süredir beklemede tutulan “infaz yasası”, pandemi gerekçesiyle hızlıca tekrar gündeme getirildi. Meclisin dışında hazırlanan ve şeffaflıktan oldukça uzak işletilen bir yasa yapım sürecinde kamuoyu yasanın içeriğini basına sızdırılan taslak metin ile öğrendi. Bu ilk taslakta cinsel saldırı, çocuğun cinsel istismarı ve kadına yönelik şiddet suçlarının da infaz değişikliği kapsamına alındığı görülüyordu. Sekretaryasını yürüttüğümüz Nafaka Hakkı Kadın Platformu ve TCK 103 Kadın Platformu’nun hazırladığı ve 198 kadın ve LGBTİ+ örgütü tarafından Mart ayında hazırlanan bildiri ve gerçekleştirilen sosyal medya eylemi neticesinde cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı suçları kapsam dışında tutuldu. Ancak Türk Ceza Kanunu’nda kadına yönelik şiddet (KYŞ) tanımlı olmadığı için, her ne kadar iktidar tarafından cinsel saldırı ve kadına yönelik şiddet suçlarının kapsam dışında kaldığı iddia edilmiş olsa da teklifin yasalaşmasıyla KYŞ failleri hapislerden salıverilmiş oldu. 177 kadın ve LGBTİ+ örgütünün imzaladığı bildiri ile kadın ve LGBTİ+ örgütleri olarak, siyasi mahkumları af ve ceza indirimi kapsamına almayan infaz yasasının adaletsizliğine dikkat çektik ve hükümetin İstanbul Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini hatırlatarak şiddete dair acil önlem planı hazırlamasını talep ettik. Kadın ve LGBTİ+ örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen şiddetle mücadeleye ilişkin herhangi bir önlem alınmadı ve infaz yasası ile cezaevlerinden tahliye edilenlerin işlediği kadın ve çocuk cinayetleri basına yansıdı.

Hemen akabinde, Ramazan’ın ilk Cuma hutbesinde Diyanet Başkanı Ali Erbaş evli olmayan çiftleri, HIV+ ile yaşayan kişileri ve LGBTİ+’ları salgının kaynağı olarak göstererek hedef aldı ve “bu tür kötülüklerden korunmak için birlikte mücadele etme” çağrısında bulundu. Diyanet’in bu nefret söylemi neticesinde Türkiye’nin farklı yerlerinde LGBTİ+’lara yönelik şiddet ve ayrımcılık vakalarında artış raporlandı. KİH-YÇ olarak hem infaz yasası ile ilgili gelişmeleri hem de KAOS GL ile birlikte kaleme aldığımız Diyanet’in nefret söylemi ile ilgili mektubu İstanbul Sözleşmesi GREVIO Komitesi başta olmak üzere Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler’in (BM) ilgili insan hakları kurumlarına ilettik. Bunun yanı sıra Covid-19 ile ilgili Birleşmiş Milletler Özel Raportörlerinin ortaklaşa oluşturduğu anketi ve KYŞ raportörünün anketini Mor Çatı ile birlikte ile yanıtladık. Yine BM Özel Raportörü tarafından hazırlanan ve tecavüzün cezalandırılması ve yasaların durumunu ölçen ankete geribildirim verdik ve infaz yasasıyla ilgili BM KYŞ raportörünün ek sorularına yanıt verdik. Böylece pandemi döneminde Türkiye’de kadın ve LGBTİ+’ların yaşadığı hak ihlallerine karşı uluslararası kamuoyu ve uluslararası insan hakları kurumlarını süratle ve kapsamlıca bilgilendirmiş olduk.

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırıların birkaç yıldır artarak devam etmesi, stratejik olarak bizi sözleşmenin bilinirliğini artıracağımız materyaller üretmeye yöneltmişti ve savunuculuk stratejimizi dijital iletişim kanallarını aktif bir şekilde kullanma üzerine kurmuştuk. Yıllık faaliyet planımızda yer alan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili animasyon ve web sitesi çalışmalarına pandemi döneminde hız verdik. Temmuz başında AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un sözleşmeden çekilmeyi düşündüklerini açıklaması ve AKP Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) bu konunun tartışılacağını öğrenmemiz üzerine hızlıca güçlü ve kapsamlı bir İstanbul Sözleşmesi kampanyası örgütlemeye koyulduk. Bu kapsamda İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılmaya başlanmasına karşı tepkimizi, ilk olarak bir bildiri yayınlayarak ortaya koyduk. Bildirimizin yanı sıra sosyal medyada sözleşmenin ne işe yaradığını anlatan, kolay anlaşılır içerikler üretmeye karar verdik. Öncelikle “İstanbul Sözleşmesi Nedir? Kimi, Kimden, Nasıl, Nerede ve Neye Karşı Korur?” başlıkları altında 9 farklı içerik ürettik ve bu içerikleri görselleştirerek sosyal medyada yayınladık. Çizimlerini Ceren Suntekin’in, grafik tasarımlarını Feyza’nın yaptığı görseller, sosyal medyada büyük ilgili gördü ve yaklaşık 2 milyon kişiye ulaştı. Bu rakam derneğimizin şimdiye dek sosyal medyada ulaştığı en yüksek etkileşim rakamı oldu. Daha sonra da “İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula” temalı paylaşımları yaptık. Tüm bunların yanı sıra, sözleşmenin işlevini anlatan ve binlerce kişiye erişen 3 adet bilgilendirici video hazırladık ve bunları da bir dizi halinde yayınladık.

Hem örgütlerin ayrı ayrı yürüttüğü, hem de kadın platformları ve feminist platformlar üzerinden ilerleyen kampanyalar sonucunda hükümet şimdilik sözleşmeyle ilgili geri adım atmış gibi görünüyor. Son olarak “İstanbul Sözleşmesi Bizim” animasyonumuz da Eylül ayı itibariyle yayına girdi ve 365 bin kişiye ulaştı.

İstanbul Sözleşmesi Kampanyamız kapsamında, NY Times, BBC World News, Reuters  gibi uluslararası mecralara görüş vermekle birlikte yerelde de pek çok alternatif medya kanalına görüş verdik. Uluslararası ağlarımızda bulunan queer ve feminist örgütlenmelerle sürekli bilgi alışverişinde bulunduk. Bu kapsamda, Ipas ve EuroMedrights gibi örgütlerin ev sahipliğini yaptığı oturumlarda uluslararası hak örgütlerine İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırıları ve buna karşı verilen feminist mücadeleyi aktardık. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili gündem şimdilik rafa kalkmış gibi görünse de bu meselenin tekrar önümüze gelmesi çok muhtemel. Bu sebeple daha uzun soluklu, sürdürülebilir, kapsayıcı ve pro-aktif bir kampanya yürütmeye devam ediyoruz.

Ayrıca, pandemi dönemi süresince kanıta dayalı savunuculuk çalışmalarının bir parçası olarak, 2 farklı araştırma için çalışmalar yaptık. Bu kapsamda ilk olarak Mor Çatı ve Dissensus Araştırma iş birliğinde nitel bir çalışma olan “Türkiye’de Kadınların Hamilelik ve Kürtaj Deneyimleri Niteliksel Araştırması”na başladık. Araştırmaya başlarken niyetimiz, Türkiye’de fiili olarak sınırlandırılmış bulunan kürtaj hakkına erişimin kadınların hayatlarını nasıl etkilediğini görünür kılmak ve kürtaja erişimi kolaylaştıracak medikal kürtaj gibi yöntemlerin savunusunu yaygınlaştıracak araçları geliştirebilmekti. Bu çalışmayla Türkiye’de kadınların annelik, hamilelik ve kürtaj algısını, duygulanımlarını, söylemlerini ve deneyimlerini analiz etmekle birlikte, kadınların beden özerkliğini geliştirecek politika önerilerini de üretebilmeyi hedefliyoruz. Bu araştırmanın yanı sıra Uluslararası Kadın Sağlığı Koalisyonu (IWHC) ile birlikte “Rıza’da Yön Bulmak” isimli araştırmanın Türkiye ayağını yürütüyoruz. Kanunlarda belirlenen rıza yaşının, cinsel sağlık ve doğurganlık sağlığı hizmetleri, ürünleri ve haklarına erişimde ergenler açısından ne gibi çelişkiler yarattığını analiz etmeyi hedefleyen çalışma, Türkiye ile birlikte Peru, Hindistan ve Güney Afrika’dan karşılaştırmalı ve nitel bir tablo sunmayı hedefliyor. Araştırma, farklı cinsiyet ve kimliklere sahip ergenlerin perspektifinden kapsayıcı yasaların ve düzenlemelerin nasıl olabileceğine dair kafa yormayı ve politika önerileri geliştirmeyi hedefliyor. Bizi çok heyecanlandıran ve Türkiye’de büyük bir boşluğu dolduracağını düşündüğümüz her iki araştırmanın sonuçlarının önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde yayımlanmasını umut ediyoruz.

Öte yandan, pandemi süresince hem proje ortağı olduğumuz, hem yürütme kurulunda yer aldığımız Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı (TAPV) tarafından koordine edilen Cinsel Sağlık & Üreme Sağlığı Hakları Platformu’nun çalışmalarında aktif yer aldık. Bu kapsamda platformun çalışmalarına düzenli olarak katkı sunmakta ve kanıta dayalı savunuculuk konusunda deneyim paylaşımında bulunmaktayız.

Ayrıca, kurucusu ve üyesi olduğumuz Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu’nun (CSBR) Yürütme Kurulu’na katıldık ve pandemi döneminde Afrika, Orta ve Güney Doğu Asya’daki queer ve feminist örgütlenmelerin projeleri için çekirdek hibelerin dağıtılması için gerekli seçim süreçlerine katkı sunduk. AWID’in sekretaryasını yürüttüğü ve hükümetlerarası kurumlardaki hak karşıtı hareketlere karşı savunuculuk çalışmaları gerçekleştiren Hakların Evrenselliği Gözlemevi Çalışma Grubu’na da (OURs Working Group) CSBR’ı temsilen katılmaktayız.

Bu dönemde uluslararası kaynakların Türkçeye çevrilerek Türkçe feminist literatüre katılması için de büyük çaba gösterdik. Derneğimizden Liz Amado, Pınar İlkkaracan ve Şehnaz Kıymaz Bahçeci tarafından kaleme alınan ve CSBR deneyimini anlatan “Müslüman Toplumlarda Cinsel Haklar” isimli makaleyi Türkçeye çevirdik. Bunun yanı sıra “Covid-19’la Mücadelede Feminist Politika” metnini ve Uluslararası Planlı. Ebeveynlik Federasyonu – Avrupa Ağı (International Planned Parenthood Federation European Network) tarafından hazırlanan ve Türkiye’deki kürtajla ilgili mevzuatı ve fiili durumu da içeren raporu çevirdik, bu raporu da en kısa zamanda yayınlamayı planlıyoruz.

Geçtiğimiz 6 ay içinde Karşılaşmalar video serimiz kapsamında çektiğimiz üç videoyu yayınladık. Engelli Kadın Derneği’nden Bahar Turan ile engellilik ile toplumsal cinsiyetin kesişim noktalarını, Queer Olympix’ten Ecemen Dalga ile spor ve queer feminizm bağlamını, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Irmak Saraç ile cinsel sağlık ve doğurganlık sağlığı ve hakları konularını ele alan söyleşi videoları çektik. Pandemiyle birlikte fiziksel olarak bir araya gelme imkanlarımız çok azalmış olsa da dijital platformlar ve yöntemler bu dönemde kamuoyu oluşturmak ve savunuculuğumuzu kesintisiz olarak devem ettirebilmek için önemli araçlar da sundu. Mekân ve fiziksel mesafe kaygısı olmaksızın daha sık toplantı yapabilme fırsatı bulduk. Türkiye’de ve otoriterleşen ülkelerde kadın haklarına, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve LGBTİ+ haklarına saldırılar hız kazanırken, feminist bilgi üretimini çoğalttığımız, genç kadınlara daha çok ulaştığımız ve dayanışmayı hem yerelde hem uluslararası düzeyde büyüttüğümüz bir 6 ayı geride bıraktık.

36. Sayıyı Görüntüle >

Yorumları Görüntüle

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN ÇOK OKUNANLAR

Copyright © 2020 Kadının İnsan Hakları. Tüm Hakları saklıdır.
Mor Bülten, Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği'nin süreli yayınıdır. Mor Bülten'de yazar ismi ile yayınlanan yazılardaki görüşler yazara aittir ve bunların derneğimizin görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

Yukarı