Dünyadan

Polonya’da İstanbul Sözleşmesi Tartışmaları

Temmuz ayında, hükümetin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmaya yönelik gündemine karşı Varşova’da gerçekleştirilen protestolardan bir görüntü [Kaynak: New Europe]

Kadın örgütleri ve hükümetler arası insan hakları kurumları pandemide ev içi şiddetle mücadeleye ilişkin etkin önlemler alınması yönünde devletleri uyarırken, temmuz ayında Avrupa Konseyi üyesi iki ülke kadına yönelik şiddeti artıracak ve kadınların insan haklarını ihlal edecek skandal söylemler ürettiler. Temmuz ayının başında, AKP’nin Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilebileceğini açıklamasının ardından Polonya hükümeti sözleşmeden çekileceğini duyurdu. Türkiye’deki girişim, gelen tepkiler üzerine şu anda geri çekilmiş gibi görünse de bu meselenin her an gündeme tekrar gelme olasılığı yüksek. Polonya’da ise sözleşme  anayasaya uygunluğunun araştırılması için Anayasa Mahkemesi’ne gönderildi. Zira Polonya’daki gelişmeler, Türkiye’de olduğu gibi daha geniş bir heteropatriarkal, anti-demokratik ve ultra sağ-popülist yönetim anlayışı çerçevesine oturuyor. Dolayısıyla bu, Polonya hükümetinin kadınların ve LGBTİ+’ların insan haklarına yönelik ilk olumsuz icraatı değil, son 5 yıldır Polonya’da haklar bağlamında kaygı verici gelişmeler yaşanıyor.

Ayrımcılıktan ve şiddetten uzak yaşamın giderek zorlaştığı Polonya, 2015 senesinden beri Yasa ve Adalet Partisi’nin (PİS) başını çektiği Birleşik Sağ Koalisyonu Hükümeti tarafından yönetiliyor. Politikalarını kadın ve LGBTİ+ düşmanlığı üzerine kuran hükümetin Katolik Kilisesi ile yakın ilişkileri bulunuyor. 2015 senesinde başkan seçilen PİS hükümetinin sağcı ve muhafazakâr adayı Andrzej Duda, geçtiğimiz temmuz ayında tekrar başkan seçildi. Seçim propagandasını LGBTİ+’lara karşı nefret söylemi üzerine kuran Duda’nın tekrar seçilmesi ardından hükümetin gerçekleştirdiği ilk icraat ise, “aile değerlerine zarar verdiği”ni iddia ettikleri İstanbul Sözleşmesi’nden çıkacaklarını açıklamak oldu. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması için Ordo Iuris gibi hükümetdışı ultra sağ gruplar da hem ülke içinde hem de uluslararası düzeyde Avrupa Birliği’nin sözleşmeyi onaylamaması için kampanyalar yürütüyor.

Duda’nın seçilmesiyle, hükümetin 2015’te başlattığı muhafazakâr atağa devam edeceği, yargı bağımsızlığının kaybolacağı, basın özgürlüğünün daha da engelleneceği ve ülke içindeki sert kutuplaşmanın artacağı öngörülerinin olduğu bir politik atmosfer içerisinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmaları başlatıldı. Bunun hemen öncesinde Polonya’da LGBTİ+’siz Alan (LGBTİ+ Free Zone) isimli, LGBTİ+’ların insan haklarını ihlal eden protokolü imzalamış olan 100 kadar belediye arasından Avrupa Birliği’ne fon başvurusunda bulunan bazılarının fon başvurularının reddedildiği açıklanmıştı. Polonya’da LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ve saldırılar, hükümet ve belediyelerden gelen bu saldırı, geçtiğimiz sene onur yürüyüşüne yapılan fiziksel saldırı ve bu sene LGBTİ+ aktivistlerinin sudan bahanelerle göz altına alınması ve polis şiddetine maruz kalmasıyla başka bir boyut kazandı.

Kürtaj hakkını tamamen yasaklamaya çalışan hükümetle yıllardır mücadele eden binlerce kadın, bu sefer de İstanbul Sözleşmesi için sokaklara dökülerek hükümetin kadın düşmanı politikalarını protesto etti. Avrupa Konseyi, Polonya’yı sözleşmeden çekilmemeye çağırırken, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejčinović Burić, Polonya’nın İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceği yönünde hükümet yetkililerinin yaptığı açıklamaların oldukça endişe verici olduğunu ve böyle bir adımın Avrupa genelinde kadınların şiddetten korunmaları konusunda büyük bir geri adım olacağını açıkladı. Avrupa Eşitlik Komisyonu üyesi Helena Dalli ise “üye devletler bu tarz açıklamalar yapmak yerine şiddete maruz kalan kadınları korumaya yönelik çaba göstermelidir” dedi. Tüm bu tepkiler sonucunda İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalar şimdilik askıya alınmış gibi görünüyor. Ancak Avrupa Birliği’nin sözleşmeyi hâlâ onaylamadığı, ve 13 ülkenin de sözleşmeyi tüm bu sağcı, ve eşitlik karşıtı argümanlarla şimdiye kadar onaylamamış olması, eşit ve özgür bir dünyada yaşamak isteyen herkesin hayatını etkiliyor. Polonyalı feminist aktivist Marta Lampert’ın dediği gibi, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi isteyenlerin  amacı “ev içi şiddeti meşru hale getirmek”.

36. Sayıyı Görüntüle >

Yorumları Görüntüle

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN ÇOK OKUNANLAR

Copyright © 2020 Kadının İnsan Hakları. Tüm Hakları saklıdır.
Mor Bülten, Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği'nin süreli yayınıdır. Mor Bülten'de yazar ismi ile yayınlanan yazılardaki görüşler yazara aittir ve bunların derneğimizin görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

Yukarı