Serbest Köşe

Yaşamlarımızdan da Yaşam Alanlarımızdan da Vazgeçmiyoruz!

Geçtiğimiz günlerde İkizköylü Nejla’nın çığlıkları kulaklarımızda yankılandı. İki yıldır korumaya çalıştıkları Akbelen Ormanı’nda ağaçların kesilmesine tanık olunca attığı çığlıklar yüreğimizi dağladı. Arkasından başlayan çadırlı direniş ve köyün genç kadınlarının müthiş etkili sosyal medya paylaşımları ile İkizköylü kadınlar bugün tüm ülkeye seslerini duyurmayı başardılar. Nöbetin 22. gününden sonra direnişin büyümesinden ürken iktidarın yerel temsilcilerinin emri ile nöbet alanının jandarma tarafından zorla boşaltılıp kadınların yerlerde sürüklenmesi, hepimizi öfkelendirdi. Alanın boşaltılacağı ihbar edilince bizler de hemen Kazdağları’ndan Akbelen’e yola çıkmıştık. Tahliye gecesinin sabahı Akbelen’deydik. Bizleri görünce kadınların yüzlerindeki sevinci, gözlerindeki mutluluğu anlatamam.

Çadırlı direnişe verilen desteğin de yarattığı etki ile mahkemenin “şirketin ağaç kesme izni” ile ilgili “yürütmeyi durdurma” kararı vermesi, Akbelen mücadelesinde en önemli kazanımlardan biri oldu.  İkizköylü kadınlar Akbelen ormanını ve yaşam alanlarını vermemekte şimdi daha da kararlı.

Artık doğa deyince akla hemen kadın geliyor. Bu durum tabii ki doğa ile kadının özdeş olmasından değil! Ülkemizde ve dünyada doğa mücadelesinin en önünde kadınların olmasından ve ne mutlu ki bu emeğin ekoloji hareketi içerisinde yer alan kadın aktivistler tarafından daha da görünür kılınmasından. Ekoloji mücadelesinde “kadının adı var” diyebiliriz sevinçle.

Akbelen direnişinden Nejla, İkizdere’den Hediye, Kirazlıyayla’dan Sevgi, Kızılcaköy’den Hatice Teyze, Kazdağları Evcilerli Hanife Teyze, Senozlu Gürgenli Nine, Loç Vadisi’ninden Güler, Bergama’dan Sebahat Abla, Ardanuç’tan Nazife, Gerze’den Şengül, Büyük Anadolu yürüyüşünden Pervin Çoban, Yırca’dan Hanife ve daha yazamadığım pek çok yerden sayısız kadın… Her yerden birer kadının adını yazdığıma bakmayın. Aslında o kadınlar pek çoklar, direniş çadırlarında hep birlikte yaşam alanlarını savundular ve savunmaya devam ediyorlar.

Gürgenli Nine şimdi 90 yaşlarında olmalı. Senoz Vadisi’ne Gürgenli’den gelin gelmiş. Yıllarca çayını, fındığını toplamış. Senoz’daki HES şantiyesine taş atan ilk kadın o. Beraberinde de köyün diğer kadınları tabii! Bir röportajda “Erkekler neredeydi?” sorusuna gülerek “Kahvedeler.” diyordu. “Neden taş attın peki?” denildiğinde de “Dünya bizden bezdi, biz bezmedik. Her yeri işgal etmişler. Parayla aldığımız arazide gürgenleri kestiler. Evimin önünden kamyonlar geçiyor. Köy insanını birbirine koydular. Şirketten para alan erkekler ses çıkarmıyor.” diyor ve “Ha bu köye giren piçeksuz çikar!” deyip şirketi tehdit ediyordu.

Ardanuç’tan Nazime Yıldırım HES’lere izin vermeyeceklerini söylüyor ve “Dereleri satıyorlar, bizi susuz bırakıyorlar. Şunu iyi bilsinler, biz suyumuzu sattırmayız. Biz alnımızın terini süze süze sağlıyoruz geçimimizi. Bizim suyumuza ellemesinler. İnsanın hayatı sudur” diyordu.

Sarıkeçili aşiretinden Pervin Çoban’ın her konuşması ise adeta bir yaşam dersi…

Kadınlar yaşam alanlarına ve doğaya neden erkeklerden daha fazla sahip çıkıyor?

Yerel ekoloji mücadelelerinde köylü kadınlarla kadın aktivistlerin çok güzel bir dayanışması var. Birbirlerinden güç alıyorlar, birbirlerini besliyorlar.  Bu durum çok umut verici, çok sevindirici.

Ekofeminist aktivist Petra Kelly “Kadınlar kendi köklerine, doğal ritimlerine, kendi içlerindeki uyum ve barış arayışlarına dönebilirler. Erkeklerin çoğu, sürekli olarak kendi iktidar mücadelelerine, doğayı sömürme çabalarına ve askeri egolarını tatmin eden yolculuklara bağlanmışlardır.” demiş. Ben de böyle düşünüyorum.

Tarih öncesinden bu yana kadınlar, doğa ile daha barışçıl ve saygılı bir ilişki kuruyor. Toprakla, suyla, tohumla kurdukları ilişki kadınlarla doğayı yakınlaştırıyor. Kadın evinin geçimi için tarlada, fabrikada, dışarıda çalışsa bile sayısız ev işini de birlikte yürüttüğünden aynı anda birçok şeyi düşünme, planlama ve uygulama yetisini geliştirmiş. Bu yeti erkeklerde yok.

Ekolojik yıkımlardan ve afetlerden çocuklarla birlikte en çok etkilenenler olarak, kadınlar kaybedeceklerinin değerini daha iyi bildiği için de yaşam alanlarına daha fazla sahip çıkıyor. Gürgenli Nine’nin dediği gibi erkekler kahvede otururken kadınlar direniş çadırlarında tarlalarına, ormanlarına, yaşam alanlarına sahip çıkıyor.

Bu durum tüm dünyada böyle. Hindistan’da ortaya çıkan “Çipko” hareketi gibi… Hintli kadınlar ormanlarını şirketlere kestirmemek için ağaçlara sarılıp direniyorlar ve kestirmemeyi başarıyorlar. Şirket temsilcisinin ağaçlara sarılan kadınlara “Siz aptal köylü kadınlar, bu ormanların ne taşıdığını biliyor musunuz? Reçine, kereste ve döviz!” demesi üzerine kadınlar “Evet, ormanların ne taşıdığını biliyoruz. Toprak, su ve temiz hava, toprak, su ve temiz hava.” diyorlar.

Doğayı da, kadınları da, emeği de sömürenin aynı ataerkil kapitalist düzen olduğu artık her üç alanda da mücadele edenler tarafından daha fazla bilinir oldu.  Bu nedenle son yıllarda kadın hareketi içerisinde “ekofeminizm” daha fazla konuşuluyor. Emek hareketi de daha önce “sınıf mücadelesini bölen hareketler” olarak gördüğü hem ekoloji hem de kadın hareketine artık daha fazla ilgi duyar oldu.

Kadınlar “Yaşamlarımızdan da yaşam alanlarımızdan da vazgeçmiyoruz.” diyorlar.

Hem İstanbul Sözleşmesi’ni, hem Akbelen Ormanı’nı savunuyorlar.

Bence bu dünyayı ekofeministler kurtaracak, sizce?

39. Sayıyı Görüntüle >

Yorumları Görüntüle

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN ÇOK OKUNANLAR

Copyright © 2020 Kadının İnsan Hakları. Tüm Hakları saklıdır.
Mor Bülten, Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği'nin süreli yayınıdır. Mor Bülten'de yazar ismi ile yayınlanan yazılardaki görüşler yazara aittir ve bunların derneğimizin görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

Yukarı