Dünyadan

Mücadelemiz ve Aktivizm Karantinaya Alınamadı: Dünyadan Gelişmeler

Arjantin

2020’nin son üç ayında, dünyada toplumsal cinsiyet eşitliğine dair yaşanan bazı gelişmeleri Mor Bülten için derledik. Bunlardan bazıları yükselişteki aşırı sağın saldırılarından kaynaklanan olumsuz gelişmelerken bazıları da feminist ve kuir mücadelelerin ümit verici kazanımları. 

Ekim başında, Mısır yine, LGBTİ+ vatandaşlarının tutuklanması ve cezaevlerindeki işkence de dahil insan haklarına aykırı uygulama ve koşullarıyla gündeme geldi. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından 1 Ekim’de paylaşılan rapora göre, 2017’de Kahire’de Mashrou’ Leila konseriyle LGBTİ+’lara karşı başlatılan ve polis tarafından “sokakları LGBTİ+’lardan temizlemek” olarak da ifade edilen süreç, rutin olarak güvenlik güçlerinin yaptığı tutuklamalarla devam ediyor. Bu tutuklamalar bazen sokaklarda kişilerin toplumsal cinsiyet ifadesi bahane edilerek, bazen de Grindr gibi tanışma uygulamalarında oluşturulan sahte profiller aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Gözaltına alınanların telefonları yasaya aykırı şekilde inceleniyor ve telefonda bulunan içerik, kovuşturma ve gözaltı süresini uzatma gerekçesi olarak kullanılıyor. Bu uygulamalara maruz kalanlarla yapılan görüşmeler hem polis hem de cezaevlerindeki diğer mahkumlar tarafından uygulanan fiziksel ve cinsel şiddetin korkunç boyutlarda olduğunu ortaya koyuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve güvenlik gerekçesiyle adını gizli tutan Kahire’deki yerel bir LGBTİ+ örgütün, 2017-2020 arasında benzer gerekçelerle tutuklanmış 15 kişiyle gerçekleştirdiği görüşmelerle ilgili detaylı habere buradan ulaşabilirsiniz. Kasım ayında, ülkedeki hak temelli örgütlerden hak savunucularını tutuklayan hükümet, Şubat 2020’de tutukladığı Patrick Zaki’nin tutukluğunu geçtiğimiz günlerde yeniden 45 gün daha uzattı. 

Patrick Zaki’nin serbest bırakılması için, öğrenci olduğu İtalya’da üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimler çalışmalar yürütüyor [Kaynak: Sapienza Universita di Roma]

Geçtiğimiz aylarda İstanbul Sözleşmesi tartışmalarıyla gündemde olan Polonya’da Anayasa Mahkemesi’nin 22 Ekim 2020 tarihinde aldığı karar, zaten çok kısıtlı bir yasal çerçevede uygulanabilen kürtajı neredeyse tamamen yasadışı hale getirdi:

Yeni düzenlemeye kadar Polonya’da kürtaj üç özel koşulda yaptırılabiliyordu: tecavüz ve ensest sebebiyle gebe kalınması, hamile kadının sağlığının risk altında olması ya da fetüste ciddi bozukluklar görülmesi. 1993 tarihli bir mahkeme kararı sonucu serbest olan fetal bozukluk kökenli kürtaj vakaları, ülkedeki resmi kürtaj vakalarının büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Örneğin geçtiğimiz sene kaydedilen resmi verilere göre, 1.100 yasal kürtajın 1.074’ü fetüste ciddi bozukluk sebebiyle gerçekleşti. Ancak hükümetteki milliyetçi Hukuk ve Adalet Partisi milletvekilleri bu kararı geçen yıl, üyelerinin çoğu iktidar tarafından atanmış olan Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Perşembe günü, Polonya Anayasa Mahkemesi, fetal bozukluk sebepli kürtajların anayasaya aykırı olduğuna hükmederek, Polonya’da kürtajın yasal temelini neredeyse tamamen ortadan kaldırmış oldu.

Bu karardan önce kadınların kürtaj olabilmek için hali hazırda ülke dışına çıktığı, pandemi koşulları sebebiyle ülke dışına çıkmanın zorlaşmasıyla bilgi ve destek arayışında olan kadınların sayısında artış olduğu, alınan bu kararla destek arayan kadınların sayısının daha da  arttığı ve kararın doktorların da çeşitli zorluklar yaşamasına neden olduğu, alanda çalışan yerel örgütlerce dile getirilmekte. Zaten Avrupa’daki en kısıtlı kürtaj yasalarından birine sahipken, dönem dönem hükümet tarafından daha da kısıtlanmaya çalışılan yasal kürtaja erişimle ilgili bu son kararın ardından Polonya’da kadınlar tekrar sokaklara çıktı. Kürtaja yönelik saldırılara karşı örgütlenen, 2016’dan beri katılımın en yüksek sayıya ulaştığı ifade edilen sokak eylemleri dünya çapında da ses getirdi. Eylemler, ilerleyen haftalardaysa, ülkenin 1989’da komünizmin düşüşünden sonra tecrübe ettiği en büyük eylemler olarak ifade edildi. Protestoların etkisiyle hükümet, Anayasa Mahkemesi’nin kararının uygulamaya konmasını erteledi. Geldiğimiz noktada, bu eylemlerin ülkedeki politik kültürü ve gidişatı kökten değiştireceği yorumları yapılıyor. Polonya’da kürtaj hakkı ve genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele eden kadınlarla kurulan dayanışma, uluslararası düzeyde. Türkiye’de de feminist ve LGBTİ+ hareketler(i)nin yakından takip ettiği ve dayanıştığı süreçle ilgili bilgi ve deneyim paylaşımı için çeşitli online etkinliklerde Polonya’dan aktivistlerle bir araya gelindi. 

Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından Varşova’da gerçekleştirilen sokak eylemlerinden bir görüntü [Kaynak: Reuters]

Toplumsal cinsiyet eşitliğine muhafazakar saldırılar anlamında Polonya hükümetini destekleyen ve kendisi de benzer bir çizgide ilerleyen bir diğer Avrupa Birliği (AB) ülkesi ise Macaristan. Orban hükümeti aralık ayında bu anlamda yeni bir adım daha atarak ailenin anayasal tanımıyla ilgili bir değişikliğe gitti. Vatandaşlarının hemcinsleriyle birlikte çocuk evlat edinmesini engelleyen bu değişikliğe göre aile (bir erkek ve bir kadın arasında gönüllü olarak kurulan) evlilik ve ebeveyn-çocuk ilişkisiyle tanımlanıyor ve “anne kadın, baba erkektir” diye özellikle ifade ediliyor. Adalet Bakanı tarafından meclise sunulan anayasa değişikliği talebi, 45 “hayır” oyu ve 5 çekimser oya karşı verilen 134 “evet” oyuyla kabul edildi. Hükümetin LGBTİ+ ve göçmen karşıtı stratejilerinin bir diğer fiili yansıması olan söz konusu değişiklik, aynı zamanda “Macaristan’ın çocukların doğumlarındaki cinsiyetle tanımlanması hakkını koruduğu ve ulusun anayasal kimliği ile Hıristiyan kültürüne dayanan değerleriyle büyütülmesini güvence altına aldığını” da belirtiyor

AB, bir süredir, özellikle Polonya ve Macaristan hükümetlerinin söz konusu hak karşıtı tutum ve uygulamalarının önünü kesmek için bazı önlemleri yürürlüğe koyma girişimlerinde bulunuyor. Bunlardan biri de, temmuz ayında önümüzdeki dönem bütçesi üzerinde uzlaşılan zirvede geliştirilen AB kasasından üye ülkelere yapılacak ödeneklerin hukuk devleti ilkesine uyum koşuluna bağlanmasını gündeme getiren plandı. Ancak, Polonya ve Macaristan planla ilgili hukuki metni, zirvenin sonrasındaki dönemde reddetmişti. Aynı blok, hukuk devleti ilkesine yönelik ihlaller yaşanması halinde AB ödeneklerinde kesintiye gidilebilmesinin önünü açan bu plana tepki olarak aralıkta görüşülen bütçe ve Covid-19 yardım paketini de veto etti. Geçtiğimiz günlerde, aciliyeti olan bütçe ve yardım paketinin kabulü konusunda uzlaşma sağlanmış olsa da AB ve söz konusu blok arasında nasıl gelişmeler yaşanacağını izleyen aylar gösterecek. 

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, son 3 ayda yaşanan gelişmeler yalnızca haklara yönelik saldırılardan ibaret değil. Sevindirici ve ümit verici kazanım haberleri de aldık aynı dönem boyunca. Bu haberlerden biri İskoçya’dan geldi. İskoçya Parlamentosu, kasım sonunda tampon ve ped gibi regl ürünlerinin ücretsiz sağlanmasını düzenleyen yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Regl yoksulluğunu ortadan kaldırmak amacını taşıyan yasa, yerel yönetimlere ihtiyacı olan herkese bu ürünleri ücretsiz dağıtma zorunluluğu getiriyor. İki yıl içinde uygulamaya geçirilmesi öngörülen düzenleme kapsamında dağıtım organizasyonu belediyelere bırakılıyor. Beklenen, ücretsiz prezervatif dağıtımındaki kanalların kullanılması; yani aile hekimleri, eczaneler ve okullardan bu ürünlerin temin edilmesi. Ayrıca, spor kulüpleri gibi yerlerin de temin noktası olması için bütçe ayrılmış durumda.    

Bir diğer kazanım haberi de İtalya’dan. Ekim başında duyurulan değişiklikle, transların beden uyum süreci için gerekli hormonlara erişimi ülke çapında ücretsiz hale getirildi. Hollanda hükümeti ise, 2014’te yürürlükten kaldırılan yasa gereğince, yasanın yürürlükte olduğu süre boyunca cinsiyet uyum sürecinde kalıcı üreme yoksunluğu koşulu aradığı için istemediği halde operasyon geçirmek zorunda bıraktığı translardan resmi özür diledi. Ayrıca, resmi özrün yanı sıra, söz konusu kişiler için maddi tazminat planları yapılmaya başlandığı da duyuruldu. 

Bolivya’da yeni kurulan Kültürler, Dekolonizasyon ve Depatriarkalizasyon Bakanlığı’nın başına Bolivya Yerli Köylü Kadınlar Ulusal Konfederasyonu’nu temsil eden Sabina Orellana atandı 
[Kaynak: Agencia Boliviana de Informacion]

Kasım ayında Bolivya’da yeni bir bakanlık kuruldu. Kültürler, Dekolonizasyon ve Depatriarkalizasyon (erkek egemenliğini ortadan kaldırma) Bakanı olarak da Bolivya Yerli Köylü Kadınlar Ulusal Konfederasyonu’nu temsil eden Sabina Orellana atandı. Yapılan resmi açıklamaya göre, bu yeni bakanlığın misyonu “sömürgeciliği ve erkek egemenliğini ortadan kaldırmak, milliyetler arasındaki olduğu kadar erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsizliği de tersine çevirmek; birini diğerine tabi kılan tek sesli bir dünya görüşünün hegemonyasını kırmak”.   

Kaynak: ANRed

Bu konuda mücadelenin yıllardır devam ettiği Arjantin’de ise 11 Aralık 2020 tarihinde, bu zamana kadar çok kısıtlı olan kürtaj yasasının kapsamını genişletecek tasarı ilk aşama olarak meclisten geçti. Mevcut haliyle yasal kürtaj ancak tecavüz sonucunda meydana gelen ve hayati tehlike taşıyan hamilelikler için mümkün. Yeni düzenleme ise 14 haftaya kadar isteğe bağlı kürtajı yasal hale getiriyor. Söz konusu yasanın, sonraki adım olarak senato tarafından da kabul edilmesi gerekiyor. 2018’de senatonun 31’e karşı 38 oyla benzer bir kürtaj yasa tasarısını reddetmesi dünya çapında büyük ses getirmişti. 30 Aralık’ta kürtaj yasası 38 oyla Arjantin Senatosu’ndan da geçerek yasallaştı. 29 Aralık’ta başlayıp gece boyunca devam eden ve 12 saat süren oturum boyunca binlerce kadın senato binasının önünde nöbetteydi. Yerel saatle 4.12’de yasanın kabul edilmesi büyük coşkuya sebep oldu. Kilisenin baskılarına rağmen giderek büyüyen ve yaygınlaşan bir örgütlenmenin sonucunda elde edilen bu tarihi kazanım uluslararası boyutta da yankı buldu. Yasa, Arjantin, Küba ve Uruguay’un ardından Güney Amerika’da kürtajın yasal hale geldiği üçüncü ülke oldu. 

Kürtaj tartışmalarının yanı sıra, yine Aralık ayında, Arjantin ayrıca bir şiddet vakasıyla gündeme geldi. 12 Aralık’ta Mendoza kentinde kaybolan 14 yaşındaki Florencia Romano’nun işkence edilerek öldürülmüş bedeni 17 Aralık’ta bulundu. Sokak gösterileri başlayana kadar, kayıp ihbarı olmasına rağmen polis Florencia’yı bulmak için ciddi bir çalışma yürütmedi. Yapılan soruşturmayla, Florencia’nın öldürüldüğü evde çığlıklarla yardım istediği ve komşulardan birinin acil durum hattını arayarak şiddet ihbarında bulunmasına rağmen polisin ihbarı dikkate almadığı ortaya çıktı. Florencia’nın katledilmesi, bu cinayetin önlenebilecekken önlenmemiş olması ve devletin sorumluluğunu kabul etmemesi, Mendoza ve ülkenin diğer kentlerinde çok sayıda kişiyi sokaklara döktü. Protestoların en büyüğü Ni Una Menos (Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz) Mendoza’nın çağrısıyla yapılan oldu. 18 Aralık gecesi 10 binden fazla kadın bir araya gelerek Hükümet Konağı’na yürüdü. Polis ve devletin bu cinayetteki rolünün dile getirildiği protestoda kadınlar kentin adliye binasını ateşe verdi.  

Yine Aralık’ta, Danimarka’da ise cinsel suçlarla ilgili yasanın kapsamını genişleten düzenleme parlamentodan geçti. Yapılan değişiklikle birlikte, karşılıklı açık rızanın olmadığı durumlarda cinsel ilişki ve cinsel ilişkiye zorlama, tecavüz sayılacak. Eski yasaya göre, tecavüz vakalarında savcıların, şiddet kullanıldığını veya saldırının direnemeyen birine karşı gerçekleştirildiğini kanıtlaması gerekiyordu. Yeni yasa, 1 Ocak 2021 itibariyle yürürlüğe girecek. Uluslararası Af Örgütü’nün paylaştığı bilgiye göre, Danimarka, rıza dışı cinsel ilişkiyi tecavüz olarak tanıyan Avrupa’daki 12’nci ülke oldu. 2018’de benzer bir yasal değişikliğe giden İsveç’te, değişiklikten beri tecavüz mahkumiyetleri %75 oranında arttı. 

Lübnan [Kaynak: Yeşil Gazete]

2020’nin sonuna geldiğimiz günlerde Lübnan’dan da, ülkedeki yasal düzenlemeler açısından önemli bir kazanım haberi geldi. Lübnan Parlamentosu’nda, cinsel tacizi suç sayan yasa onaylandı. Parlamentodan geçen yeni yasaya göre, cinsel taciz faillerine 4 yıla kadar hapis ve asgari ücretin 50 katına kadar para cezası verilebilecek. Failleri cezalandırmanın yanında, yeni yasa başka bazı önemli tedbirlerin hayata geçirilmesini de öngörüyor: hem hayatta kalanlar hem de sanık aleyhine tanıklık yapanlara koruma sağlanması; hayatta kalanlara, devlet tarafından destek ve rehabilitasyon hizmetlerinin sunulması; cinsel tacizle konusunda farkındalığı artırmak için özel bir fonun oluşturulması; hayatta kalanların tazminat talep edebilmesine imkan tanınması ve bazı koşulların varlığında belirlenen cezaların belirli oranlarda artırılabilmesi. Ülkedeki kadın hakları örgütleri, yeni yasanın olumlu bir gelişme olmakla beraber yeterli olmadığının, ülkede daha yasal birçok düzenlemeye ihtiyaç olduğunun altını çiziyor.

1- Yasemin Köker (24 Ekim 2020) “Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla Polonya’da kürtaj neredeyse yasadışı hale geldi”, Çatlak Zemin: https://www.catlakzemin.com/anayasa-mahkemesnin-karariyla-polonyada-kurtaj-neredeyse-yasadisi-hale-geldi/ 

2- Macaristan’da hemcinsler arası evlilik yasal değil, ancak sivil birliktelik uygulaması mevcut. Söz konusu değişiklikten önce partnerlerden birinin başvurusuyla evlat edinmek mümkündü. Değişikliğin uygulama konmasıyla ancak evli çiftler, “yani evli bir erkek ve kadın” çocuk evlat edinebilecekler. https://tr.euronews.com/2020/12/15/macaristan-aileyi-yeniden-tan-mlad-escinsellerin-evlat-edinmesi-yasak

3- Toplumdaki herkes, tampon, ped gibi ürünleri satın alacak gelire sahip değil. Regl yoksulluğu da, ihtiyaç duyulan bu gibi ürünlere maddi sebeplerle erişilememesi ya da erişimde zorluk yaşanması durumları için kullanılan terim.

37. Sayıyı Görüntüle >

Yorumları Görüntüle

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN ÇOK OKUNANLAR

Copyright © 2020 Kadının İnsan Hakları. Tüm Hakları saklıdır.
Mor Bülten, Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği'nin süreli yayınıdır. Mor Bülten'de yazar ismi ile yayınlanan yazılardaki görüşler yazara aittir ve bunların derneğimizin görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

Yukarı